Yayın tarihi: 28 Mayıs 2026

İngiltere, ilk kez gidenler için bile şaşırtıcı derecede tanıdık bir ülke. Filmlerden, kitaplardan, futbol maçlarından kafamızda zaten bir Londra resmi var; ama o gri taş binaların arasında dolaşmaya başladığınızda iş değişiyor. Bu rehberde Londra'nın klasik durakları kadar, biraz daha ileri gitmeye değer şehirleri de bir araya getirdik. Amacımız size kesin bir program dayatmak değil; nereye, neden gidilir, sıcağı sıcağına anlatmak.
Londra büyük bir şehir ve her köşesi başka bir döneme ait. İyi haber şu ki, en bilinen simgelerin çoğu Thames Nehri'nin iki yakasında, yürüyerek gezilebilecek bir alanda toplanmış. Bir ilk ziyarette kendinizi yormadan görebileceğiniz duraklar şunlar:
Londra'da toplu taşıma çok gelişmiş. Meşhur kırmızı çift katlı otobüsler ve metro (yerel adıyla "the Tube") ile şehrin her yerine ulaşmak mümkün. Temassız banka kartıyla ödeme yapabildiğiniz için ayrı bilet derdine girmenize çoğu zaman gerek kalmıyor.
Londra'yı gördükten sonra kuzeye, İskoçya'ya uzanmak başka bir İngiltere'yi açıyor önünüze. Edinburgh, tepelere kurulmuş, dar arnavut kaldırımlı sokakları ve gotik mimarisiyle adeta bir masal kitabından çıkmış gibi. Şehre tepeden bakan Edinburgh Kalesi, kentin kalbi sayılır. Kaleden aşağıya, Eski Şehir'i Yeni Şehir'e bağlayan Royal Mile boyunca yürümek başlı başına bir deneyim.
Edinburgh aynı zamanda festivalleriyle tanınır; özellikle yaz aylarında şehir sanat ve tiyatro etkinlikleriyle hareketlenir. Tam tarihler yıldan yıla değiştiği için seyahatinizi planlarken etkinlik takvimini resmî kaynaklardan kontrol etmenizi öneririz. Londra'dan Edinburgh'a trenle ya da kısa bir iç hat uçuşuyla rahatça ulaşabilirsiniz.
Güney İngiltere'nin ovalarında, dev taş bloklardan oluşan Stonehenge, binlerce yıl öncesine, tarih öncesi çağlara uzanıyor. Bu taşların nasıl ve neden buraya dikildiği hâlâ tam olarak bilinmiyor; işte bu gizem onu bu kadar çekici kılıyor. Anıtın çevresi korumaya alındığı için taşlara çok yaklaşılamıyor, ancak ziyaretçi merkezinde anıtın hikâyesini anlatan güzel bir sergi var.
Stonehenge, Londra'dan günübirlik turlarla sık sık ziyaret edilir. Açık bir alanda olduğu için yanınıza rüzgâra ve yağmura karşı bir şeyler almanız iyi olur; İngiltere havası bilindiği üzere değişken.
Stonehenge'e yakın bir konumdaki Bath, adını da aldığı tarihi hamamlarıyla ünlü. Romalılar bu bölgedeki doğal sıcak su kaynaklarının üzerine hamamlar inşa etti ve şehir o günden bu yana bir kaplıca kasabası kimliğini korudu. Bal rengi taştan yapılmış zarif binaları, yarım daire şeklindeki meşhur Royal Crescent yapısı ve düzenli sokaklarıyla Bath, gezmesi son derece keyifli bir yer.
Roma Hamamları'nı ve şehrin İngiliz edebiyatıyla olan bağını merak edenler için Bath, yarım ya da tam günlük bir gezi için biçilmiş kaftan. Stonehenge ile aynı gün içinde planlanabilecek kadar yakın olması da bir avantaj.
İngilizce konuşulan dünyanın en eski üniversitelerinden birine ev sahipliği yapan Oxford, "rüya gibi kuleler şehri" olarak anılır. Üniversiteye bağlı kolejlerin avlularında dolaşmak, eski kütüphanelerin önünden geçmek, insana zamanın yavaşladığı hissini veriyor. Bazı kolej ve mekânlar, dünyaca ünlü film ve kitaplara mekân olduğu için ayrıca tanıdık gelebilir.
Oxford, Londra'ya yakınlığı sayesinde günübirlik gezilere çok uygun. Yürüyerek ya da bisikletle keşfedilen, küçük ama yoğun bir şehir; acele etmeden, kafe molaları vererek dolaşmanızı öneririz.
İngiltere gezisini keyifli kılmak için birkaç küçük not:
İngiltere'ye seyahat planlıyorsanız, bu güzel rotaları görmeden önce halletmeniz gereken ilk adım vize. Sürecin nasıl işlediğini İngiltere vize sayfamızda bulabilir, ülkelerin genel giriş kurallarını Vize Rejim Tablosu üzerinden inceleyebilirsiniz. Londra'nın simgeleri sizi bekliyor; başvuru sürecini güvenle yürütmek için bizimle iletişime geçmeniz yeterli, gerisini birlikte planlarız.